1970-1974

İlk Paris Yılları

Mart 1970’te Mehmet Güleryüz, üniversite öğretim kadrosu yetiştirmek amacıyla Millî Eğitim Bakanlığı tarafından düzenlenen Avrupa Yarışması’nı “Trolleybus Conductor” adlı eseriyle kazandı. Paris’teki École des Beaux-Arts’ta dört yıllık burs elde ederek resim ve litografi alanında ileri düzey eğitim gördü. Paris’te bulunduğu süre boyunca Güleryüz, Avrupa kültürel gelenekleriyle derin bir etkileşim kurarken, aynı zamanda evrensel bir bakış açısı geliştirerek sanatsal kimliğini keşfetti.

1971

Belirleyici Siyasi Seriler

Bu dönemde, Türkiye ve Fransa’daki siyasi çalkantılar ile toplumsal huzursuzluk, Güleryüz’ün sanatsal üretimini derinden şekillendirdi. Türkiye’de 12 Mart 1971 darbesi ve diğer siyasi gerilimler, yapıtlarında merkezi temalar haline geldi ve dönemin çalkantılı atmosferini yansıttı.

1971 yılında, Paris’teki öğrenci ayaklanması sırasında gerçekleşen polis baskınları ve bir park protestosunun engellenmesiyle harekete geçen Güleryüz, birkaç önemli seriyi başlattı: "Jardin des Plantes", "Belle et Bêtes", "Sporcular" ve "Generaller". Bu yapıtlar, hiyerarşi ve güç temalarını derinlemesine inceledi; oğlu Kerimcan ile birlikte sıkça ziyaret ettiği Paris’teki Jardin des Plantes botanik bahçesinden esinlenen kompozisyonlarda insanlarla hayvanları yan yana getirdi. Bu dönemde domuz, onun sanatında tekrar eden bir siyasi sembol olarak ortaya çıktı.

Kerimcan’la sıkça Jardin des Plantes’a gidiyorduk. Hayvanlar ve bitkiler arasında dolaşırken, maymunlar adasının benim en çok ilgimi çeken yer olduğunu fark ettim. Desenlerin konusu oraya kaydı; Jardin des Plantes’in bir ordu tarafından ele geçirilmesini anlatan bir seri ortaya çıkmaya başladı. Bu, Türkiye’deki 12 Mart askeri darbesiyle bağlantılı bir düşünceydi: Kamuflaj elbiseleri içinde, tam teçhizatlı askerî birlikler ve lamalar, maymunlar, develer... Daha sonra desenlerin yüzeyini maymunlar işgal etti. Epizotlar hâlinde tasarladığım bu seride, hayvanlar olacakları seziyor ve daha özgür bir ortam oluşturmaya çalışıyorlar. En sonunda ordu, bir gece baskınıyla Jardin des Plantes’i ele geçiriyor.

Mehmet Güleryüz, "Güldüğüme Bakma"
26 Novembre 1971 Paris, Kağıt üzerine ekolin, 1971

"26 Novembre 1971 Paris", Kağıt üzerine ekolin, 1971, 25 x 32 cm

O sırada domuz resimleri yapıyordum; bir domuz büyük bir kanepede yatıyor; başında takkesiyle papa, çırılçıplak yanında oturuyor. Domuzun öbür yanında ona doğru eğilmiş yine çıplak bir figür. Bir seksenlik bir tuval; satılma ümidi olmayan resimler! CRS’yi, yani çevik kuvvet polisini yeren desenler; polis kaskının önüne motosiklet kaskının siperini yerleştiriyorum ve altına domuzumsu bir figür çiziyorum. Bundan çok keyifleniyorum.

Mehmet Güleryüz, "Güldüğüme Bakma"

12 Mart 1971 darbesini ve bunun uluslararası yansımalarını düşünen Mehmet Güleryüz: “Mektuplardan, üstü kapalı da olsa, ev baskınları ve kitap toplama haberlerini alıyorduk. Arkadaşlarımız kitaplarını yakmaya başlamıştı. Karamizah esaslı taş baskı serisi Sporcular’ı başlattım. Vücut geliştirenler boşuna bir güç oluşturuyordu. İşe yaramayan gücü eleştirmek istiyordum.” Kaynak

Ahbaplığımızda Sermet (Çağan) bana hep şunu söylerdi: Türkiye’de bastırılmış toplumun ifadesi daima hayvanlar üzerinden, örtülü olarak anlatılır. Saklanan, üstü örtülü bir toplumda insanlar, kendi hallerini hayvanlara yükleyerek ifade eder. Baskıya alışkın toplumlarda böyledir. Bizdeki söylem örtülü ve uzlaşmacıdır. Ben ise uyumsuz, tedirginlik yaratan ve tekin olmayan durumları ele aldım.

Nilüfer Göle ve Mehmet Güleryüz, Gökten Zembille İn(me)miş Bir Sohbet, s. 38
20 Septembre 1971 Paris, Kağıt üzerine ekolin, 1971

"20 Septembre 1971 Paris", Kağıt üzerine ekolin, 1971, 41 x 33 cm

1971: Desenler

&Belles et Bêtes&, 1971, Ingres kağıt üzerine tarama ucu, siyah çini mürekkebi, 32.5 x 25 cm

"Belles et Bêtes", 1971.
Ingres kağıt üzerine tarama ucu, siyah çini mürekkebi, 32.5 x 25 cm
Özel koleksiyon

&Belles et Bêtes&, 1971, Ingres kağıt üzerine tarama ucu, siyah çini mürekkebi, 32.5 x 25 cm

"Belles et Bêtes", 1971.
Ingres kağıt üzerine tarama ucu, siyah çini mürekkebi, 32.5 x 25 cm

&27 Septembre 1971 Paris&, 1971, Kağıt üzerine ekolin, 25 x 32 cm

"27 Septembre 1971 Paris", 1971.
Kağıt üzerine ekolin, 25 x 32 cm

&Octobre 1971 Paris&, 1971, Kağıt üzerine ekolin, 25 x 32 cm

"Octobre 1971 Paris", 1971.
Kağıt üzerine ekolin, 25 x 32 cm

&Octobre 1971 Paris&, 1971, Kağıt üzerine ekolin, 32 x 25 cm

"Octobre 1971 Paris", 1971.
Kağıt üzerine ekolin, 32 x 25 cm

&Octobre 1971 Paris&, 1971, Kağıt üzerine ekolin, 25 x 32 cm

"Octobre 1971 Paris", 1971.
Kağıt üzerine ekolin, 25 x 32 cm

&16 Octobre 1971 Paris&, 1971, Kağıt üzerine ekolin, 25 x 32 cm

"16 Octobre 1971 Paris", 1971.
Kağıt üzerine ekolin, 25 x 32 cm

&Octobre 1971 Paris&, 1971, Kağıt üzerine ekolin, 25 x 32 cm

"Octobre 1971 Paris", 1971.
Kağıt üzerine ekolin, 25 x 32 cm

&18 Novembre 1971 Paris&, 1971, Kağıt üzerine ekolin, 32 x 25 cm

"18 Novembre 1971 Paris", 1971.
Kağıt üzerine ekolin, 32 x 25 cm

&Paris 1971&, 1971, Kağıt üzerine ekolin, 31,5 x 24,5 cm

"Paris 1971", 1971.
Kağıt üzerine ekolin, 31,5 x 24,5 cm

&Paris 1971&, 1971, Kağıt üzerine ekolin, 32,5 x 25 cm

"Paris 1971", 1971.
Kağıt üzerine ekolin, 32,5 x 25 cm

&Paris 1971&, 1971, Kağıt üzerine ekolin, 32,5 x 25 cm

"Paris 1971", 1971.
Kağıt üzerine ekolin, 32,5 x 25 cm

&Paris 1971&, 1971, Kağıt üzerine ekolin, 32,5 x 25 cm

"Paris 1971", 1971.
Kağıt üzerine ekolin, 32,5 x 25 cm

&Bélles et Bêtes&, 1971, Ingres kağıt üzerine tarama ucu, çini mürekkebi, 41 x 33 cm

"Bélles et Bêtes", 1971.
Ingres kağıt üzerine tarama ucu, çini mürekkebi, 41 x 33 cm

&Bélles et Bêtes&, 1971, Ingres kağıt üzerine tarama ucu, çini mürekkebi, 41 x 33 cm

"Bélles et Bêtes", 1971.
Ingres kağıt üzerine tarama ucu, çini mürekkebi, 41 x 33 cm

&Bélles et Bêtes&, 1971, Ingres kağıt üzerine tarama ucu, siyah çini mürekkebi, 32.5 x 25 cm

"Bélles et Bêtes", 1971.
Ingres kağıt üzerine tarama ucu, siyah çini mürekkebi, 32.5 x 25 cm

&Bélles et Bêtes&, 1971, Ingres kağıt üzerine tarama ucu, çini mürekkebi, 41 x 33 cm

"Bélles et Bêtes", 1971.
Ingres kağıt üzerine tarama ucu, çini mürekkebi, 41 x 33 cm

&Bélles et Bêtes&, 1971, Ingres kağıt üzerine tarama ucu, siyah çini mürekkebi, 32.5 x 25 cm

"Bélles et Bêtes", 1971.
Ingres kağıt üzerine tarama ucu, siyah çini mürekkebi, 32.5 x 25 cm

1971

İlk Performans Çalışması

Güleryüz, 1970’lerin başında kâğıt hamuru (papier-mâché) tekniğini kullanarak ilk heykellerini üretmeye başladı. Bu malzemenin, kendi ifadesiyle “kâğıdın kırılganlığı ve geçiciliği”ni barındırması; aynı zamanda hafif ve ucuz olması, çoğu zaman parasız olan sanatçının karşılaştığı önemli bir engeli de ortadan kaldırıyordu.

1971’de, Perpignan’daki Galerie Thérèse Roussel’de açacağı ilk sergisinden hemen önce, Paris’te Pont des Arts üzerinde bir gün süren bir “happening” ile ilk performansını gerçekleştirdi. Salıncakta uyuyan bir domuz heykeli yapan Güleryüz, salıncağın altına tekerlekler ekleyerek onu köprünün üzerine çıkardı. Daha sonra bu işi şöyle hatırlayacaktı: “Uyuyan domuz, sistemden yararlananları; domuzu sallayan ben, yani sistemin emrindeki bireyi temsil ediyordu.”

Paris, Pont des Arts köprüsünde performans, 1971 © Mehmet Güleryüz Arşivi

Paris, Pont des Arts köprüsünde performans, 1971 © Mehmet Güleryüz Arşivi

1971: Galerie Thérèse Roussel'de kişisel sergi

Perpignan’daki Galerie Thérèse Roussel’de açtığı kişisel sergisi hakkında Güleryüz şöyle belirtir:: “Rue de la Belle Feuille’deki evin mutfağında yaptığım, aquatint tekniğiyle hazırlanmış ve yedi-sekiz renk katmanına ulaşan renkli desenler ile suluboyalar ve önceki yağlıboyalarımı sergiledim. Çabuk kuruması için bir havagazı fırını kullandım.”

1971’de Fransa’nın Perpignan kentindeki Galerie Thérèse Roussel’de açılan kişisel sergide. Ortada Thérèse, Mehmet Güleryüz ve antikacı arkadaşları Coco. © Mehmet Güleryüz Arşivi

1971’de Fransa’nın Perpignan kentindeki Galerie Thérèse Roussel’de açılan kişisel sergide. Ortada Thérèse, Mehmet Güleryüz ve antikacı arkadaşları Coco. © Mehmet Güleryüz Arşivi

Galerie Thérèse Roussel’de açılan kişisel sergi ile ilgili basın kupürü. © Mehmet Güleryüz Arşivi

Galerie Thérèse Roussel’de açılan kişisel sergi ile ilgili basın kupürü. © Mehmet Güleryüz Arşivi

Galerie Thérèse Roussel’de açılan kişisel sergi posteri. © Mehmet Güleryüz Arşivi Galerie Thérèse Roussel’de açılan kişisel sergi açılış davetiyesi. © Mehmet Güleryüz Arşivi

Galerie Thérèse Roussel’de açılan kişisel sergi posteri ve açılış davetiyesi. © Mehmet Güleryüz Arşivi

Basından

Mehmet’in Acımasız Gözlemi

Galerie Thérèse-Roussel, her türlü zorluğa rağmen kalite ve özgünlük konusundaki ününü koruyor. Bundan şüphe ediyorsanız, Türk ressam Mehmet’in son derece etkileyici kompozisyonları karşısında duyarlılığınızın nasıl sarsıldığını gidip kendiniz görün.

Duyarlılığınız sarsılacaktır—ama hepsi bu değil. Aynı zamanda kusursuz bir ustalığın izlerini taşıyan, tekniğinde en ufak bir zayıflık barındırmayan; akıllı bir huzursuzlukla beslenen zengin bir duyarlılığı yansıtan ve evrensel bir dil aracılığıyla, Türkiye’de uzun süre görüldüğü söylenen “Matisse taklidi”, “Renoir taklidi” ya da “Derain taklidi” olmaktan sıyrılmış bir ulusal sanatın temellerini atma iradesini ortaya koyan bir resim anlayışıyla da karşılaşacaksınız.

Şimdilik Mehmet’in başlıca meselesi—hatta denebilir ki temel uğraşı—Batılı gözlere biraz kuşkulu görünebilecek bir tema üzerinde sonsuz varyasyonlar üretmek: kendi ülkesinin dansçıları. Bir zamanların himaye altındaki bu kadınları, hayaller ve lokumla beslenmiş halleriyle değil, kırk yaşında, erken yaşlanmış; kalın yağ katmanları ve sarkmış bedenleriyle adeta devasa “yağ katedralleri”ne dönüşmüş olarak karşımıza çıkar. Buna rağmen, birkaç solmuş dantel parçasının vurguladığı eski ihtişamlarının izleriyle, ürpertici bir çıplaklık içinde hâlâ zarif görünmeye çalışırlar—trajik ve neredeyse kıyametsi bir sahne. Nemli, ekşi-tatlı kokularla dolu olduğu hayal edilen iç mekânlarda; göz altları çökmüş çocuklar, şehvet düşkünü yaşlılar ve etrafa sinsice dolanan köpeklerle birlikte, huzursuz edici bir dünyanın parçasıdırlar.

Seçilen temanın “plastik” gücü—kelime oyunu yapmaksızın—sanatçıyı açıkça büyülemiştir. Tıpkı Henri de Toulouse-Lautrec’in oburlar ve akrobatlara, ya da Pablo Picasso’nun dilencilere, sirk insanlarına ve atölye modellerine duyduğu ilgi gibi.

Bununla birlikte, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi mezunu bu sanatçının esnek ve güçlü tekniğini övmek gerekir. Çizgisi akıcı, sinirli ve son derece canlıdır; boya ince, yüzeye yakın biçimde yayılmıştır. Şeffaflığı ve akışkanlığı sayesinde güçlü bir hacim etkisi yaratır. Bu etki, değerler arasındaki karşıtlıklarla güçlenen, ağır ve hafifçe okraya çalan bir ışıkla daha da belirginleşir; yer yer beliren gölgeler ise bedensel gizemler ve belki de dile getirilemeyen dürtülerle yüklüdür.

Bu dansçılar, ne hoşgörülü bir yaklaşımla ne de karikatürize bir öfkeyle ele alınmıştır; fakat yine de aşırı yağlı bedenlerin teşhirciliği, hastalıklı bir şehvet ve neredeyse groteske varan fiziksel uyumsuzluklarıyla izleyiciye korkutucu gelebilir.

Muhtemelen aceleci ziyaretçilerin çoğu da onları böyle değerlendirecektir. Oysa bu tuvallere nüfuz etmek, onların ısrarcı atmosferine kendini bırakmak gerekir. Çünkü bu sert gözlemin altında—kötücül bir küçümsemeden çok, incelikli bir şefkat ve ironi barındıran—bedenin sınırdaki bir gerçeği gizlidir. Nitekim Pierre-Auguste Renoir’ın geç dönemindeki devasa kadın figürlerinin cazibesini ya da Venus of Willendorf’un zarafetini nasıl açıklayabiliriz? Aynı şekilde, Mehmet’in kendi diliyle ifade ettiği bu “yasak ve ürkütücü gerçeklik”, Georges Seurat, Paul Delvaux, André Goerg, Balthus, Claude Weisbuch ve hatta Bernard Buffet gibi sanatçıların kendi yollarıyla ele aldıkları gerçekliklerle akrabalık taşır.

Bu yağlıboyaların tamamlayıcısı olarak, litografi etkisi veren kadifemsi mürekkep çalışmalarına da özellikle dikkat etmek gerekir. Sanatçı burada daha özgür ve virtüöz bir yaklaşımla, “işsiz dansçılarının” geniş coğrafyasını derinleştirir. Aynı şekilde, köy masallarını andıran canlı ve muzip renkli çizimleri ile yoğun, dallanıp budaklanan gravürleri—ruh ve etki bakımından kimi Francisco Goya gravürleriyle şaşırtıcı bir akrabalık taşır.

Kaçırılmaması gereken bir sergi. Aynı zamanda bir sınav. Ve belki de bir tür terapi...

—Jean Thiéry

Galerie Thérèse Roussel’de açılan kişisel sergi ile ilgili basın kupürü. © Mehmet Güleryüz Arşivi

Galerie Thérèse Roussel’de açılan kişisel sergi ile ilgili basın kupürü. © Mehmet Güleryüz Arşivi

Basından

Thérèse-Roussel Galerisi’nde, şimdiden çok sayıda ödül ve önemli sergiye imza atmış “genç” bir Türk sanatçı: Mehmet. (...)

“Dünün karları nerede?”—Thérèse Roussel Galerisi’nin duvarlarında şu anda yer alan serginin başlığı pekâlâ böyle olabilirdi. Mehmet burada, putlar yaratan; “güzel ve ünlü kadın-nesne” mitini besleyen ve dansçının ayrıcalıklı bir yer tuttuğu bir topluma uzlaşmasız bir bakış yöneltir. Sanatçı geleceğe doğru bir tavır alır ve artık ne güzel ne de dişil olan beden-nesneler sunar; bu bedenlerde, ressam tarafından bütünüyle kurgulanmış bir kişilik yanılsamasının hiçbir izi yoktur.

Bu eserler çarpıcı biçimde Fellini Satyricon’u hatırlatır (her ne kadar bazı resimler filmden önce yapılmış olsa da). Aslında bu bir tesadüf değil, güzelliği insan ölçüsünün üzerine, ulaşılmaz bir yere koyarak yok eden bir dünyayla yüzleşen iki sanatçı arasında düşünsel bir paralelliktir.

1972-1974

Heykeller ve "Mayıs Salonu"

1972’de Güleryüz, “Generaller” serisindeki politik söylemini, “Doktor Generalin İşkencesi” (1973) gibi papier-mâché heykellerle sürdürerek iktidar ilişkilerine yönelik eleştirisini daha da yoğunlaştırdı. Bu çalışmaların gördüğü ilgi, 1974’te Paris’teki Salon de Mai’ye bir heykel portfolyosuyla kabul edilmesini sağladı. Sol eğilimli bu saygın kurum, İkinci Dünya Savaşı sırasında Alman işgali boyunca sergi açmayı reddetmesi ve Pablo Picasso gibi sanatçılarla olan bağlarıyla tanınıyordu. Güleryüz’ün katıldığı karma serginin açılışı, Musée d’Art Moderne de Paris salonlarında gerçekleştirildi ve kısa süre önce hayatını kaybeden sanatçıya ithafen Picasso’nun son üç eseri—yeşilimsi gri çömelmiş figürler—de bu sergide yer aldı.

Akademi’de öğrenci olduğum yıllardan başlayarak, desen kurgusunun, iki boyutlu olanın arkasını, yani üçüncü boyutu düşünüyor ve bunu heykelde başarıp başaramayacağımı merak ediyordum. Süratle çizdiğim veya boyadığım halde güçlü ifadeler oluşturabiliyordum. Şu soru benim için önemliydi: ‘Zaman isteyen ve manipülasyonu zor bir malzemede o gerginliği ve etkiyi yakalayabilir miyim?

Mehmet Güleryüz, "Güldüğüme Bakma", p.105

Mehmet Güleryüz’ün sanat üretiminde heykel, nadiren kullanılan ancak özel amaçlar için başvurulan bir araç olarak kaldı; figür, yapıtlarında başrolü oynamaya devam etti. Sokakta bulunan nesnelerin kullanımı, heykellerinde kilit bir rol oynadı ve bu, 1974 tarihli Sıkıştırılmış Maymun yapıtında kendini gösterdi. Hayvanı çevreleyen sert sandık, ağır bir atmosfer yarattı ve hem mecazi anlamlara hem de açıklanmamış bir anlatıya işaret etti. Bu imgenin etkisi—bir o kadar basit, bir o kadar yaratıcı ve tuhaf—unutulmazdır. Tıkanıklık, hayal kırıklığı ve kısıtlamanın patosu, yapının ete karşı gerginliğinde kendini gösterdi; et, göze çarpan göbeği ve açıkta sallanan cinsel organıyla daha da savunmasız göründü. Bu başkarakterin yüzündeki donuk bakış, onun tuzağa düşüşünün fiziksel olduğu kadar psikolojik bir boyuta da sahip olduğunu ele verdi. Güleryüz için, paketleme sandığına sıkışmış maymun, sistem tarafından ezilen bireyi temsil etti.

Bağımsız ancak eşlik eden bir figür, çıplak ve şişman bir adam, obez bedeninin sarkık kütleler halinde gerçek sandalyesinden taştığı bir görüntüyle, bir karşıt gibi göründü; bu, insanın varoluşsal bir şaşkınlık karşısında hayvandan daha iyi durumda olmadığını fark ettiren bir anlatıyı genişletti. Güleryüz’ün resimlerindeki karakterler gibi, ancak gerçek üç boyutluluklarının çarpıcı etkisiyle çok daha acil bir his uyandıran bu pasif, esrarengiz karakterler, bizi duyguyla doldurdu ancak herhangi bir çözülme sunmayı reddetti.

Nan Freeman
"General Serisi: İşkenceci" atölyede © Mehmet Güleryüz Arşivi

"General Serisi: İşkenceci" atölyede © Mehmet Güleryüz Arşivi

"General Serisi: İşkenceci" atölyede © Mehmet Güleryüz Arşivi

"General Serisi: İşkenceci" atölyede © Mehmet Güleryüz Arşivi

Paris'teki Galerie Luszpinski'de açılan kişisel sergi için davetiye, 1972 © Mehmet Güleryüz Arşivi

Paris'teki Galerie Luszpinski'de açılan kişisel sergi için davetiye, 1972 © Mehmet Güleryüz Arşivi

1972-1974: Heykeller

&General Serisi; İşkenceci&, 1973, Kağıt hamuru, karışık teknik, 160 x 170 cm

"General Serisi; İşkenceci", 1973.
Kağıt hamuru, karışık teknik, 160 x 170 x 140 cm.
Özel koleksiyon

&Sıkıştırılmış Maymun&, 1974, Kağıt hamuru,  x  cm

"Sıkıştırılmış Maymun", 1974.
Kağıt hamuru, 1974,
Özel koleksiyon

&Şişman Adam&, 1974, Kağıt hamuru, karışık teknik, 140 x 95 cm

"Şişman Adam", 1974.
Kağıt hamuru, karışık teknik, 140 x 95 x 87 cm.
Özel koleksiyon

1973-1974

"Şişmanlar" ve sahne tasarımı

1973’te Güleryüz, eşi Carol’ın ailesini ziyaret etmek için üç aylığına Amerika Birleşik Devletleri’ne seyahat etti; bu deneyim, aşırılık ve kimlik temalarını irdeleyen Şişmanlar serisini yaratmasına ilham verdi.

Ertesi yıl, tiyatroya duyduğu yaşam boyu ilginin bir devamı olarak sanatçı, Nâzım Hikmet’in bir masal kitabından Mehmet Ulusoy tarafından sahneye uyarlanıp yönetilen "Sevdalı Bulut" oyunu için gölge oyunu ve sahne tasarımı gerçekleştirdi.

İsimsiz E.A , 1973 Paris, Litografi, 1973

"İsimsiz E.A , 1973 Paris", Litografi, 1973, 50 x 65 cm

İsimsiz E.A , 1973 Paris, Litografi, 1973

"İsimsiz E.A , 1973 Paris", Litografi, 1973, 65 x 50,5 cm

1973: Desenler ve litografi baskılar

&Allah Akıl Fikir Versin 5/25 ,1973&, 1973, Litografi, 65 x 50 cm

"Allah Akıl Fikir Versin 5/25 ,1973", 1973.
Litografi, 65 x 50 cm

&İsimsiz E.A , 1973 Paris&, 1973, Litografi, 60,5 x 50,5 cm

"İsimsiz E.A , 1973 Paris", 1973.
Litografi, 60,5 x 50,5 cm

&İsimsiz E.A , 1973 Paris&, 1973, Litografi, 65 x 50 cm

"İsimsiz E.A , 1973 Paris", 1973.
Litografi, 65 x 50 cm

&İsimsiz E.A , 1973 Paris&, 1973, Litografi, 50,5 x 65,5 cm

"İsimsiz E.A , 1973 Paris", 1973.
Litografi, 50,5 x 65,5 cm

&İsimsiz  , 1973 Paris&, 1973, Gravür, 48,8 x 34,5 cm

"İsimsiz , 1973 Paris", 1973.
Gravür, 48,8 x 34,5 cm

&Mr. Lindenberg Köpek Yarışması&, 1973, Kağıt üzerine renkli ekolin, 50 x 65 cm

"Mr. Lindenberg Köpek Yarışması", 1973.
Kağıt üzerine renkli ekolin, 50 x 65 cm

&3 Janvier 1973 Paris&, 1973, Kağıt üzerine ekolin, 50 x 40 cm

"3 Janvier 1973 Paris", 1973.
Kağıt üzerine ekolin, 50 x 40 cm

&22 Decembre 1973 Paris&, 1973, Kağıt üzerine ekolin, 56 x 76,3 cm

"22 Decembre 1973 Paris", 1973.
Kağıt üzerine ekolin, 56 x 76,3 cm

&23 Decembre 1973 Paris&, 1973, Kağıt üzerine ekolin, 38 x 28 cm

"23 Decembre 1973 Paris", 1973.
Kağıt üzerine ekolin, 38 x 28 cm

&23 Decembre 1973 Paris&, 1973, Kağıt üzerine ekolin, 38 x 28 cm

"23 Decembre 1973 Paris", 1973.
Kağıt üzerine ekolin, 38 x 28 cm

1974: Galerie Thérèse Roussel, Perpignan ve Galerie Graffiti, Rouen'de kişisel sergiler

Mehmet Güleryüz sergi açılışında, Galerie Graffiti, Rouen, France, 1974 © Mehmet Güleryüz Arşivi

Mehmet Güleryüz sergi açılışında, Galerie Graffiti, Rouen, France, 1974 © Mehmet Güleryüz Arşivi

1974’te Fransa’nın Rouen kentindeki Galerie Graffiti’de açılan kişisel serginin açılışında sanatçının oğlu Kerimcan Güleryüz. © Mehmet Güleryüz Arşivi

1974’te Fransa’nın Rouen kentindeki Galerie Graffiti’de açılan kişisel serginin açılışında sanatçının oğlu Kerimcan Güleryüz. © Mehmet Güleryüz Arşivi

Fransa’nın Perpignan kentindeki Galerie Thérèse Roussel’de açılan kişisel sergiye dair Midi Libre gazetesinde 5 Kasım 1974 tarihli eleştiri kupürü. © Mehmet Güleryüz Arşivi

Fransa’nın Perpignan kentindeki Galerie Thérèse Roussel’de açılan kişisel sergiye dair Midi Libre gazetesinde 5 Kasım 1974 tarihli eleştiri kupürü. © Mehmet Güleryüz Arşivi

Fransa’nın Perpignan kentindeki Galerie Thérèse Roussel’de açılan kişisel sergi davetiyesi. © Mehmet Güleryüz Arşivi

Fransa’nın Perpignan kentindeki Galerie Thérèse Roussel’de açılan kişisel sergi davetiyesi. © Mehmet Güleryüz Arşivi

Basından

Üç yıl önce Galerie Thérèse Roussel bizi Mehmet’in büyüleyici sanatıyla tanıştırmıştı; o dönemde bu Türk sanatçıya duyduğumuz hayranlığı dile getirmiştik—hem ressam ve grafik sanatçısı olarak biçimsel yetkinliği, hem de özellikle, oldukça “rahatsız edici” bir konuya getirdiği güçlü ve keskin duyarlılığı nedeniyle: şişkin nü’ler, tuhaf salonlar, çöpçatanlık ve lekeli bir şehvetle örülü karanlık bir küçük dünya… Tüm bunlar, ülkesine özgü sosyo-folklorik bir gerçekliği açıkça yansıtmakla birlikte onu sonsuzca aşar; tıpkı Marc Chagall’ın Vitebsk’li kemancılarının, David Alfaro Siqueiros’un Meksikalı işçilerinin ya da Antoni Tàpies’in altın parıltıları, kan kırmızısı ve siyah çatlaklarla dolu Katalan maddeselliğinin evrensel kalması gibi...

Mehmet aynı mekâna geri dönüyor ve sergilenen yağlıboyalar arasında yeni ve tekil bir temanın—maymunların—belirdiği görülüyor; zoolojiyle pek ilgisi olmayan bir biçimde tanımlanan bu tema, sanatçının üslubunda da daha keskin bir yönelişe işaret ediyor. Ancak bir kopuştan söz etmeksizin, görsel, düşünsel ve duygusal etki ile ikincil çağrışımların (kültürel referanslar, politik imalar) aynı yoğunlukta kaldığı dikkat çekiyor.

Böylece İstanbul’un düşlerle ve tatlılarla beslenmiş tombul yaşlı hanımları, şehvet düşkünü ihtiyarlar, koyu gözlü çocuklar ve bayat salon köpekleri sahneden çekiliyor; yerlerini babunlara bırakıyor: tek başına, çiftler hâlinde, gruplar içinde, çoğu zaman düşünceli, içgüdü ile düşünce, hayvan ile insan, sahicilik ile maske arasında asılı kalan o baş döndürücü durgunluk anında donmuş figürler… Ve daha incelikli bir düzlemde, olduğumuz varlık ile olabileceğimiz—toplumsal, sorumlu, bilinçli, mutlu—insan arasındaki gerilim.

Sonunda Mehmet’in babunlarına bakarken, onları mı izliyoruz yoksa onların mı bizi izlediğini ayırt etmek zorlaşır. Parlak biçimde parmaklıkların yokluğunda var olan bu açık dünya, “dikey hayvan”a ait tanıdık eşyaların kullanımı ve tuvalden tuvale geçerken yaşanan tuhaf dönüşümler, pek çok düşünce ve yorum yolunu açar.

Yine de bu, öncelikle felsefi ya da metafizik bir resim değildir: bir ressam resmidir. Sanatçının akıtmalarla oynama, boyayı incelterek tuvalin yüzeyine kadar indirme ve sınırlı ama zengin bir paletle (okra, kahverengi, yeşil, pembe) çalışma zevki açıkça hissedilir—kimi zaman mizah, şefkat ya da tersine keskin bir ironiyle yüklü olsa bile.

1971 sergisi için bir “gözlem sanatı”ndan söz etmiştik. Bu özellik, Mehmet’in kompozisyonlarını sadeleştirmesi, paletini daraltması ve karikatür ya da alegoriye yaklaşan bir biçime yönelmesiyle birlikte hâlâ sürüyor.

Resimlerin yanında, maymunların, insanların ve diğer hayvansı figürlerin başrolde olduğu, zalim, küstah, bazen de şefkatli akıcı çizimlerden oluşan bir grup da özellikle dikkat çekicidir.

Kaçırılmamalı.

Jean Thiery

Fransa’nın Perpignan kentindeki Galerie Thérèse Roussel’de açılan kişisel sergiye dair L’Indépendant gazetesinde 11 Kasım 1974 tarihli eleştiri kupürü. © Mehmet Güleryüz Arşivi

Fransa’nın Perpignan kentindeki Galerie Thérèse Roussel’de açılan kişisel sergiye dair L’Indépendant gazetesinde 11 Kasım 1974 tarihli eleştiri kupürü. © Mehmet Güleryüz Arşivi

Basından

“İkiyüzlü maymun, ey okurum...”

Sanatçı bir “maymun” mudur? Evet—özellikle üretimi sanatseverin beğenisini (ya da övgüsünü) kazanmayı hedeflediği ölçüde. Ama yüz buruşturmalar vardır ve yüz buruşturmalar... Küçük krallarımız çoğu zaman yalnızca kendilerini okşayan, parlatılmış bir ihtişam ve güvenlik yansıması sunan aynaları sever.

Fransa’ya bu Türk sanatçıyı ilk tanıtan Galerie Thérèse Roussel’de Mehmet’in birden fazla ziyaretçiyi huzursuz etmesi şaşırtıcı değildir. Dört yıldan kısa bir sürede önemli bir yol kat etmiş; özellikle eski dansçıların yerini yaşlı maymunların alması dikkat çekicidir. Yaklaşık on beş yağlıboya ve çizim sergilenmektedir.

“Bu gorillerin hepsi salonumu aydınlatacak mı dersiniz?… Belki çizimler—zorlasak—misafir odasındaki büfenin üstüne...”

Mehmet’in resmi gündelik tüketim için değildir—ama elitist de değildir. (...)

Çizimler ve resimler: her zaman kolay olmayan ama tartışılmaz bir niteliğe sahip bir bütün. Sanatçı, salt merak ya da nazik bir takdirden fazlasını hak ediyor. Ayrıca, Perpignan’da bir müze varsa, Mehmet’in bir tablosu orada hiç de yabancı durmazdı.

J. Q.

Rouen’deki Galerie Graffiti’de açılan kişisel sergiye dair basın kupürü. © Mehmet Güleryüz Arşivi

Rouen’deki Galerie Graffiti’de açılan kişisel sergiye dair basın kupürü. © Mehmet Güleryüz Arşivi

Basından

“İNSANLAR VE MAYMUNLAR” — Türk ressam Mehmet, “Graffiti”de

Bay ve Bayan Paradis tarafından yönetilen Graffiti Galerisi, Rouen halkını Türk ressam Mehmet’in eserlerinden oluşan sergiye davet ediyor. Mehmet; çizim, resim ve heykeli aynı ustalık ve keyifle, büyüleyici bir enerjiyle üretir. Bu dönemin tanıklığında keskin, saldırgan ve aşındırıcı unsurların eksik olmadığı açıktır.

“Graffiti”de sergilenen tuvaller ve çizimler, koltuğa çökmüş, düşünceli, zehirli bitkilerin önünde dalgın duran ürpertici bir figür olan maymunun varlığıyla doludur.

Mehmet, hayvanların insan eğlencesi uğruna özgürlüklerinden yoksun bırakıldığı bu anakronik mekânlar—hayvanat bahçeleri—atmosferine kapılmıştır. İnsan ile hayvan arasındaki karşılaşmada onun acımasız eskizleri her seferinde hedefini bulur. Bazı resimler neredeyse bir hezeyan sınırına yaklaşır. İnsan ile maymun arasında bir dönüşüm, bir osmoz gerçekleşir.

İnsan ve maymunun yeniden belirdiği iki heykel de bu ortama olağanüstü bir boyut katar. Sergi süresince Graffiti Galerisi bir vahşi hayvanlar kafesine dönüşür—ve en tehlikeli, en huzursuz edici olanların mutlaka parmaklıkların “doğru” tarafında olmadığı hissedilir.

Fransa’nın Rouen kentindeki Galerie Graffiti’de açılan kişisel sergi afişi. © Mehmet Güleryüz Arşivi

Fransa’nın Rouen kentindeki Galerie Graffiti’de açılan kişisel sergi afişi. © Mehmet Güleryüz Arşivi

1974’te Fransa’nın Rouen kentindeki Galerie Graffiti’de açılan Mehmet Güleryüz’ün kişisel sergisinin açılışında Kerimcan Güleryüz ve sanatçı Komet. © Mehmet Güleryüz Arşivi

1974’te Fransa’nın Rouen kentindeki Galerie Graffiti’de açılan Mehmet Güleryüz’ün kişisel sergisinin açılışında Kerimcan Güleryüz ve sanatçı Komet. © Mehmet Güleryüz Arşivi

1974’te Fransa’nın Rouen kentindeki Galerie Graffiti’de açılan Mehmet Güleryüz’ün kişisel sergisinin açılışından bir görüntü. © Mehmet Güleryüz Arşivi

1974’te Fransa’nın Rouen kentindeki Galerie Graffiti’de açılan Mehmet Güleryüz’ün kişisel sergisinin açılışından bir görüntü. © Mehmet Güleryüz Arşivi

1974: Resimler

&İş Ağacı&, 1974, Tual üzerine yağlıboya, 80 x 100 cm

"İş Ağacı", 1974.
Tual üzerine yağlıboya, 80 x 100 cm
Özel koleksiyon

&Maymun Ailesi I&, 1974, Tual üzerine yağlıboya, 89 x 116 cm

"Maymun Ailesi I", 1974.
Tual üzerine yağlıboya, 89 x 116 cm
Özel koleksiyon

&Aile&, 1974, Tual üzerine yağlıboya, 99.5 x 81 cm

"Aile", 1974.
Tual üzerine yağlıboya, 99.5 x 81 cm
T.C. Merkez Bankası

&Bekleyiş&, 1974, Tual üzerine yağlıboya, 100 x 90 cm

"Bekleyiş", 1974.
Tual üzerine yağlıboya, 100 x 90 cm
Özel koleksiyon

&Bekleyiş&, 1974, Tual üzerine yağlıboya, 89 x 116 cm

"Bekleyiş", 1974.
Tual üzerine yağlıboya, 89 x 116 cm
Özel koleksiyon

1975-1979

Türkiye'ye dönüş ve hocalık yılları

1970’lerin ortasında Güleryüz İstanbul’a döndü ve Paris bursunun şartları gereği 1975–1980 yılları arasında İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’nde öğretim üyesi olarak görev yaptı. Bu dönem, fakülte içindeki idari kötü yönetim ve siyasi çekişmelerle gölgelenmiş olsa da, Güleryüz genç ve yükselen ressamlara destek olma konusundaki kararlılığını sürdürdü. Hayatı boyunca devam eden öğretme sevgisiyle, sanatı ve eğitimi toplumsal iyileşmeye katkı sunan bir alan olarak görmeye devam etti.

1977’de Güleryüz, İstanbul Binicilik Kulübü’nde biniciliğe başladı; bu uğraş, hareket ve form araştırmalarını destekledi.

Güzel Sanatlar Akademisi'denki atölyede, İstanbul, 1979 © Mehmet Güleryüz Arşivi

Güzel Sanatlar Akademisi'denki atölyede, İstanbul, 1979 © Mehmet Güleryüz Arşivi

"Tırmanan Maymun" ile, Istanbul. © Mehmet Güleryüz Arşivi

"Tırmanan Maymun" ile, Istanbul. © Mehmet Güleryüz Arşivi

Galeri Baraz'da gerçekleşen kişisel sergi için basılan broşür, İstanbul, 1975 © Mehmet Güleryüz Arşivi

Galeri Baraz'da gerçekleşen kişisel sergi için basılan broşür, İstanbul, 1975 © Mehmet Güleryüz Arşivi

"Tırmanan Maymun" atölyede, Istanbul, 1977. © Mehmet Güleryüz Arşivi

"Tırmanan Maymun" atölyede, Istanbul, 1977. © Mehmet Güleryüz Arşivi

Basından

... VE KENT GÖRÜNÜMÜNDE FİGÜR TUTKULARI

İşte şimdi gelelim gençleşen figürün kente dehşet salan King Kong efsanesine. Kurgusu, hayali kentin gazabına uğradıkça bilimin gerçeği çıkar amın karşısına. Ürküten king kong kutuya sıkışmış bir şempanze olmuş, sıçrayıp darağacının tepesine sarılmış çocuksu ilmiği koskoca bir hindistan cevizi kafanın boynuna geçirivermiş. Çürüyen sarkmış göbekleriyle yüzeylerde tutuklanmış figürler resmin geniş mekân ilgileri içinde adeta salt tensel bir olay yaratıyor ve çıplak bedenleriyle varoluşun umutsuz zevklerine sırnaşıyorlar. Güçlü, heykeli ve resmi temellendiren dikkat çekici bir desen geliştirirdi Mehmet Güleryüz. Baraz’daki son sergisinde yerel biçim serüvenlerinin genç kıpırtısına egemen bir güç, bir ağırlık da koyuyor elbet.

Çağdaş yaratılışlara yönelik eleştirel yorumsal ilgi alanım içinde ötedenberi vardı Mehmet Güleryüz’ün de bir yeri. Ona ilişkin eski bir yazımdan bir bölüm aktararak, bu sanatçının yakından izleyip bildiği daha erken eleştirel serüvenimin hedeflerini kısaca anımsatmaya çalışacak ve sözlerimi yeniden onun kişisel değerleriyle buluşturacağım. Altı yıl kadar önce Mehmet Güleryüz’ün resimleri hakkında şunları söylemişim:

“... diğer bir çok ressam gibi, hatta bir bakıma onlardaki eğilimleri dürüstçe itiraf eden bir temsilci olarak, eskimiş, pasif sanatçı biçim düşkünlüğüne, insan figürünü hırpalayan, onu yüzeyin boşluklarında tedirgin eden, onu yüzey boşluklarının rahat değil, ürkütücü ifadeleriyle karşılaştıran, karşılıklı ilişkilerinde ona birleşmenin romantik köksüz uysallığını değil, korkusunu, yıkıcılığını, hışmını gösteren bir cevap teşkil ediyor. İnsan figürünü sınırsız açlıkla bolluk açgözlülüğünün zıt uçurumlarında kıstırmaya yöneliyor, en işlek ten birleşmelerinde onun kudretsiz iştahasını resimliyor...”

(...) Mehmet Güleryüz, bugün ülkede rastlanabilecek güçlü bir desen yeteneğine yaslanan figüratif etkinliğin sağlam bir temsilcisidir. Duyarlık fantezisinin heykel yaratışları da ülke vizyonuna satirik bir açı daha kazandıran önemli bir yeniliği oluşturur. Genç sanatçı kuşağının eskisinden daha homojen üslûp niteliklerindeki gücü belirlememde Mehmet Güleryüzün oynadığı etkin rolü inkâr etmiyor ve diyorum ki, bu sanatçının beni kesinlikle sorumlu sayan şiddetli kıskacı olmasaydı gene ben bu olayın dıştan dağınık bir gözlemcisi olmakla yetinirdim. Neşe Erdok’un ince, kırgın, rakik itkisi ne ise Mehmet Güleryüzün beni sorumluluğa iten ve yaratıcı hakkının yorumunu isteyen taarruzu aynı ölçüde anlamlıdır.

Sezer Tansuğ

1975: Resimler ve Desenler

&26 Mart 1975 İstanbul&, 1975, Kağıt üzerine kurşun kalem, 25 x 32,5 cm

"26 Mart 1975 İstanbul", 1975.
Kağıt üzerine kurşun kalem, 25 x 32,5 cm

&27 Mart  1975 İstanbul&, 1975, Kağıt üzerine kurşun kalem, 25,7 x 33 cm

"27 Mart 1975 İstanbul", 1975.
Kağıt üzerine kurşun kalem, 25,7 x 33 cm

&29 Mart 1975 İstanbul&, 1975, Kağıt üzerine ekolin, 25 x 33 cm

"29 Mart 1975 İstanbul", 1975.
Kağıt üzerine ekolin, 25 x 33 cm

&30 Haziran 1975 İstanbul&, 1975, Kağıt üzerine kurşun kalem, 47 x 60,7 cm

"30 Haziran 1975 İstanbul", 1975.
Kağıt üzerine kurşun kalem, 47 x 60,7 cm

&Önemli Biri&, 1975, Kağıt üzerine renkli ekolin, 57 x 74 cm

"Önemli Biri", 1975.
Kağıt üzerine renkli ekolin, 57 x 74 cm

&İsimsiz&, 1975, Kağıt üzerine kurşun kalem, 32,5 x 25,2 cm

"İsimsiz", 1975.
Kağıt üzerine kurşun kalem, 32,5 x 25,2 cm

&Mezarlıkta Maymunlar&, 1975, Tual üzerine yağlıboya, 90 x 100 cm

"Mezarlıkta Maymunlar", 1975.
Tual üzerine yağlıboya, 90 x 100 cm
Özel koleksiyon

&Maymunlar III&, 1975, Tual üzerine yağlıboya, 90 x 100 cm

"Maymunlar III", 1975.
Tual üzerine yağlıboya, 90 x 100 cm
Özel koleksiyon

&Bay Yönetmen&, 1975, Tual üzerine yağlıboya, 105 x 90 cm

"Bay Yönetmen", 1975.
Tual üzerine yağlıboya, 105 x 90 cm
Turizm ve Kültür Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü

&Maymunlar II&, 1975, Tual üzerine yağlıboya, 90 x 100 cm

"Maymunlar II", 1975.
Tual üzerine yağlıboya, 90 x 100 cm
Özel koleksiyon

&16 May 1975 Istanbul&, 1977, Serigrafi, 30 x 43 cm

"16 May 1975 Istanbul", 1977.
Serigrafi, 30 x 43 cm
Özel koleksiyon

1979

"Gariplikler Müzesi"

1979’da, üniversite tarafından Fındıklı Parkı’nda düzenlenen bir festivalle bağlantılı olarak, sanatçı, kapalı bir mimari alan ve dışarıda yerleştirilmiş ek unsurlarla tamamlanan, büyük ve çok katmanlı bir enstalasyon yapıtı yarattı: Gariplikler Müzesi, bir ucube gösterisi. Bu yapıt çifte belirlenimlidir: Enstalasyon fikri (ilgili unsurları içeren tasarlanmış bir alanda büyük ölçekli üç boyutlu bir çalışma), sanat entelijansiyasının güçlü bir şekilde yükselen yeni gözdesiyken, ucubeler ve panayır çadırındaki atış galerileri teması, popüler kültürün taşralı ve folklorik unsurlarıyla, küçük sirklerde ve gezici gösterilerdeki tiyatronun geniş, düşük popüler kökleriyle ilişkilidir. Güleryüz, Gariplikler Müzesi’ni parodik bir yapıt olarak sundu; bir pazar çadırı altında yarattığı bu müze, resmi sanat müzelerinin yokluğuna hiciv olarak tasarlandı.

Güleryüz için, 1979’daki sirk ve ucube gösterisi kullanımı, kendi kültürel ve kişisel ilgilerinden temaları nasıl aldığını ve bunları yeni sanat formlarının tam teşekküllü versiyonlarına nasıl yansıttığını ortaya koyar. Güçlü bir teatral unsur korur, ancak canlı oyuncuları dahil etmez; Güleryüz, yan gösteri çadırını, her biri sanatçının zengin bir arka plan hikayesiyle hayal ettiği güçlü bir şekilde karakterize edilmiş heykelsi aktörlerle doldurur.

Akademi Sanat Festivali, "Gariplikler Müzesi", Fındıklı Parkında yerleştirme, İstanbul, 1979 © Mehmet Güleryüz Arşivi

Akademi Sanat Festivali, "Gariplikler Müzesi", Fındıklı Parkında yerleştirme, İstanbul, 1979 © Mehmet Güleryüz Arşivi

Akademi Sanat Festivali, "Gariplikler Müzesi", Fındıklı Parkında yerleştirme, İstanbul, 1979 © Mehmet Güleryüz Arşivi

Akademi Sanat Festivali, "Gariplikler Müzesi", Fındıklı Parkında yerleştirme, İstanbul, 1979 © Mehmet Güleryüz Arşivi

Mehmet Güleryüz, "Denizkızı" ile Kazancı'daki atölyesinde, İstanbul, 1979 © Mehmet Güleryüz Arşivi

Mehmet Güleryüz, "Denizkızı" ile Kazancı'daki atölyesinde, İstanbul, 1979 © Mehmet Güleryüz Arşivi

1979 yılında Mehmet Güleryüz’ün Fındıklı Parkı’nda gerçekleştirdiği enstalasyonun fotoğrafları, sanatçıyı, öğrencilerini ve İstanbul sokaklarından geçenleri, kâğıt hamurundan yapılmış karakterler arasında —Yaşlı Denizkızı, Ateş Eden Adam, Kaçak Çırak ve Çatıya Tırmanan Küçük Çocuk— kaynaşırken gösterir. Gariplikler Müzesi’ni dolduran bu karakterler, Güleryüz’ün resimlerindeki figürlerle çarpıcı bir paralellik taşır ve aynı düzeyde kışkırtıcı bir şekilde kişilik, karakter, tarih, motivasyon ve rol önerir. İnsanlık durumunun trajedi ve komedisiyle derinden iç içe geçmiş gibi görünen bu figürler, bireysel iç yaşamları ve düşünceleriyle sessizdir. Bu figürlerin “tuhaf” olarak nitelendirilmesi tatlı bir ironi barındırır; açıkça fantastik ve hayali bir varlık olan Denizkızı, bol tulumlarıyla beceriksiz Kaportacı Çırak’ından daha garip değildir ve oyunuyla çabalayan Silahlı Adam’dan daha az insani değildir. Güleryüz’ün en belirgin kişisel özelliklerinden biri, insanlık durumuyla bağ kurma ve hepimizin kusurlu gerçekliğini ince detaylarıyla algılama konusundaki kararlı yeteneğidir.

Gariplikler Müzesi’ndeki heykellerde kullanılan kâğıt hamuru, açıkça anti-klasik ve anti-kahramanca bir malzeme olarak dikkat çeker. Bu malzemenin hafifliği, kırılganlığı ve geçiciliği, Güleryüz’ün inşa ettiği anlam dünyasında önemli bir rol oynar. Düşük popüler kültürle güçlü bağlar kuran bu enstalasyon bağlamında, kâğıt hamuru, her toplumda var olan yüzlerce folklorik geçit töreni ve festivalde, o an için yapılan geçici figürlerin kullanımını hatırlatır. Bunlar, güzel sanatlar dünyasının dışındaki heykellerdir: huysuz bir çocuk için büyükannenin doğaçlama bez bebeği, savaş karşıtlarının yaktığı kaba yapılmış kâğıt başkan replikası ya da voodoo bebeği.

Gariplikler Müzesi’nin teması, özünde, bakıştır—tuhaf ve garip olana röntgenci bir şekilde bakma. Saygın Güzel Sanatlar Akademisi’nin hemen dışında ve sanat öğrencilerinin eğitimi bağlamında, Güleryüz’ün Müzesi, kültürel bakma ilişkilerini tersine çeviren bir yorum sunar; kültürel hazine olarak görülen tüm yapıtlara meydan okuyarak, kalıcı, resmi ve otoriter müzeleri altüst eder."

—Nan Freeman

Odak: Gariplikler Müzesi

Focus: Museum of Oddities

Akademi Sanat Festivali, "Gariplikler Müzesi", Fındıklı Parkında yerleştirme, İstanbul, 1979
© Mehmet Güleryüz Arşivi

Focus: Museum of Oddities

Akademi Sanat Festivali, "Gariplikler Müzesi", Fındıklı Parkında yerleştirme, İstanbul, 1979
© Mehmet Güleryüz Arşivi

Focus: Museum of Oddities

Akademi Sanat Festivali, "Gariplikler Müzesi", Fındıklı Parkında yerleştirme, İstanbul, 1979
© Mehmet Güleryüz Arşivi

Focus: Museum of Oddities

Akademi Sanat Festivali, "Gariplikler Müzesi", Fındıklı Parkında yerleştirme, İstanbul, 1979
© Mehmet Güleryüz Arşivi

Focus: Museum of Oddities

Akademi Sanat Festivali, "Gariplikler Müzesi", Fındıklı Parkında yerleştirme, İstanbul, 1979
© Mehmet Güleryüz Arşivi

Focus: Museum of Oddities

Akademi Sanat Festivali, "Gariplikler Müzesi", Fındıklı Parkında yerleştirme, İstanbul, 1979
© Mehmet Güleryüz Arşivi

Focus: Museum of Oddities

Akademi Sanat Festivali, "Gariplikler Müzesi", Fındıklı Parkında yerleştirme, İstanbul, 1979
© Mehmet Güleryüz Arşivi

Focus: Museum of Oddities

Akademi Sanat Festivali, "Gariplikler Müzesi", Fındıklı Parkında yerleştirme, İstanbul, 1979
© Mehmet Güleryüz Arşivi

Focus: Museum of Oddities

Akademi Sanat Festivali, "Gariplikler Müzesi", Fındıklı Parkında yerleştirme, İstanbul, 1979
© Mehmet Güleryüz Arşivi

Focus: Museum of Oddities

Akademi Sanat Festivali, "Gariplikler Müzesi", Fındıklı Parkında yerleştirme, İstanbul, 1979
© Mehmet Güleryüz Arşivi

Focus: Museum of Oddities

Akademi Sanat Festivali, "Gariplikler Müzesi", Fındıklı Parkında yerleştirme, İstanbul, 1979
© Mehmet Güleryüz Arşivi

Focus: Museum of Oddities

Akademi Sanat Festivali, "Gariplikler Müzesi", Fındıklı Parkında yerleştirme, İstanbul, 1979
© Mehmet Güleryüz Arşivi

1978-1979

1970’lerin Sonu Resimleri

Türkiye’de süregelen siyasi çalkantıların gölgesinde Güleryüz, toplumsal huzursuzluğu resimlerine aktardı. 1970’lerdeki üretimi, keskin bir toplumsal eleştiriyle içe dönük, masalsı bir anlatı biçimini bir araya getirir. On yılın sonuna gelindiğinde sanatçı, kendisinin “canlı, cesur ve kara mizahla yoğrulmuş” olarak tanımladığı bir yapıt bütününe ulaşmıştı; bu eserlerde kişisel dünyasına ve toplumsal düzene dair kavrayışına göndermeler sürüyordu. Hayvanlar ve aile ilişkileri temaları, giderek onun sanat dilinin temel motifleri haline geldi; böylece hem anlatım repertuarını zenginleştirdi hem de toplumun keskin bir gözlemcisi olarak konumunu pekiştirdi. Bu çalışmalar, zaman zaman fantastik öğeler, metaforik içerikler ve çok katmanlı anlamlar barındıran anlatısal hikâyeler üzerinden işler.

1978 tarihli, koyu kahverengilerin hâkim olduğu bir resimde sanatçı, çocukluğunun geçtiği eski ahşap Osmanlı evlerinin renk ve atmosferini betimler; bu loş ve gizemli ortamda iri yapılı çıplak bir kadın oturmaktadır. Bu anılarla özdeşleştirdiği büyükanne figürü, bir masanın kenarına yaslanmıştır. Bunun bir masa tenisi masası olduğu ise ince bir biçimde sezdirilir; böylece izleyici, sahnedeki tuhaf uyumsuzluğu yavaş yavaş fark eder. Kadının ötesinde, sessiz ve gölgeler içinde neredeyse fark edilmeyen bir bohça yer alır; bunun içinde kesik bir baş olabileceği ima edilir. 1970’lerin sonlarına ait bazı resimler, özellikle Türkiye’nin siyasal durumuna dair doğrudan göndermeler taşır. Bu tür eserlerden birinde mekân, büyük bir gardırobun ayna cepheli olduğu geniş bir ev içidir. Aynanın karşısında, sanki yalnız ve mahrem bir anındaymış gibi gösterilen şişman çıplak bir figür—sanatçının “Başbakan” olarak tanımladığı kişi—sabah bakımını yapmaktadır. Yanında bir askıda, onun resmî kimliğinde taşıyacağı ve insanî zaaflarını örtmek için kullanacağı kusursuz bir erkek takım elbise asılıdır.

İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi atölyesinde Özer Kabaş ile, 1979, Istanbul. © Mehmet Güleryüz Arşivi

İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi atölyesinde Özer Kabaş ile, 1979, Istanbul. © Mehmet Güleryüz Arşivi

Orhan Veli’ye Saygı resminde, Orhan Veli’nin özel yaşamlarla ilgilenip dünya siyasetini umursamayan insanların yüzeyselliğini ve sorumsuzluğunu eleştirdiği bir şiirini görselleştirir: etrafında silahlı çatışma sürerken, olup bitenden habersiz süsüne düşkün bir kadın aynasına bakarak makyajını tazelemektedir.

1979’a gelindiğinde, ülkedeki siyasi koşulların bir başka darbe yönünde kötüleştiğini hisseden Güleryüz iki resim yaptı. İlkinde, asker üniformalı bir adam huysuz bir ata binmeye çalışır ancak başarılı olamaz; at ondan ürker ve uzaklaşır. İkincisinde ise general ata binmiştir, fakat devasa, dizginlenemez ve panik içindeki at kontrolden çıkar; o ise atın boynuna tutunarak tehlikeli biçimde dengede kalmaya çalışır.

1980’de, 12 Eylül 1980 askeri darbesinin Türkiye’de hükümetin devrilmesine yol açmasından iki ay önce Güleryüz Amerika Birleşik Devletleri’ne gider.

Mehmet Güleryüz, Kazancı Yokuşu'ndaki atölyesinde, Cumartesi, 2 Eylül, 1978.  Fotoğraf: Ara Güler. © Mehmet Güleryüz Arşivi

Mehmet Güleryüz, Kazancı Yokuşu'ndaki atölyesinde, Cumartesi, 2 Eylül, 1978. Fotoğraf: Ara Güler. © Mehmet Güleryüz Arşivi

Albüm: Ara Güler'in objektifinden

2 Eylül 1978, İstanbul. Fotoğraf: Ara Güler. © Mehmet Güleryüz Arşivi
2 Eylül 1978, İstanbul. Fotoğraf: Ara Güler.
© Mehmet Güleryüz Arşivi

2 Eylül 1978, İstanbul. Fotoğraf: Ara Güler. © Mehmet Güleryüz Arşivi
2 Eylül 1978, İstanbul. Fotoğraf: Ara Güler.
© Mehmet Güleryüz Arşivi

2 Eylül 1978, İstanbul. Fotoğraf: Ara Güler. © Mehmet Güleryüz Arşivi
2 Eylül 1978, İstanbul. Fotoğraf: Ara Güler.
© Mehmet Güleryüz Arşivi

2 Eylül 1978, İstanbul. Fotoğraf: Ara Güler. © Mehmet Güleryüz Arşivi
2 Eylül 1978, İstanbul. Fotoğraf: Ara Güler.
© Mehmet Güleryüz Arşivi

2 Eylül 1978, İstanbul. Fotoğraf: Ara Güler. © Mehmet Güleryüz Arşivi
2 Eylül 1978, İstanbul. Fotoğraf: Ara Güler.
© Mehmet Güleryüz Arşivi

2 Eylül 1978, İstanbul. Fotoğraf: Ara Güler. © Mehmet Güleryüz Arşivi
2 Eylül 1978, İstanbul. Fotoğraf: Ara Güler.
© Mehmet Güleryüz Arşivi

2 Eylül 1978, İstanbul. Fotoğraf: Ara Güler. © Mehmet Güleryüz Arşivi
2 Eylül 1978, İstanbul. Fotoğraf: Ara Güler.
© Mehmet Güleryüz Arşivi

2 Eylül 1978, İstanbul. Fotoğraf: Ara Güler. © Mehmet Güleryüz Arşivi
2 Eylül 1978, İstanbul. Fotoğraf: Ara Güler.
© Mehmet Güleryüz Arşivi

2 Eylül 1978, İstanbul. Fotoğraf: Ara Güler. © Mehmet Güleryüz Arşivi
2 Eylül 1978, İstanbul. Fotoğraf: Ara Güler.
© Mehmet Güleryüz Arşivi

2 Eylül 1978, İstanbul. Fotoğraf: Ara Güler. © Mehmet Güleryüz Arşivi
2 Eylül 1978, İstanbul. Fotoğraf: Ara Güler.
© Mehmet Güleryüz Arşivi

2 Eylül 1978, İstanbul. Fotoğraf: Ara Güler. © Mehmet Güleryüz Arşivi
2 Eylül 1978, İstanbul. Fotoğraf: Ara Güler.
© Mehmet Güleryüz Arşivi

2 Eylül 1978, İstanbul. Fotoğraf: Ara Güler. © Mehmet Güleryüz Arşivi
2 Eylül 1978, İstanbul. Fotoğraf: Ara Güler.
© Mehmet Güleryüz Arşivi

2 Eylül 1978, İstanbul. Fotoğraf: Ara Güler. © Mehmet Güleryüz Arşivi
2 Eylül 1978, İstanbul. Fotoğraf: Ara Güler.
© Mehmet Güleryüz Arşivi

2 Eylül 1978, İstanbul. Fotoğraf: Ara Güler. © Mehmet Güleryüz Arşivi
2 Eylül 1978, İstanbul. Fotoğraf: Ara Güler.
© Mehmet Güleryüz Arşivi

2 Eylül 1978, İstanbul. Fotoğraf: Ara Güler. © Mehmet Güleryüz Arşivi
2 Eylül 1978, İstanbul. Fotoğraf: Ara Güler.
© Mehmet Güleryüz Arşivi

2 Eylül 1978, İstanbul. Fotoğraf: Ara Güler. © Mehmet Güleryüz Arşivi
2 Eylül 1978, İstanbul. Fotoğraf: Ara Güler.
© Mehmet Güleryüz Arşivi

2 Eylül 1978, İstanbul. Fotoğraf: Ara Güler. © Mehmet Güleryüz Arşivi
2 Eylül 1978, İstanbul. Fotoğraf: Ara Güler.
© Mehmet Güleryüz Arşivi

2 Eylül 1978, İstanbul. Fotoğraf: Ara Güler. © Mehmet Güleryüz Arşivi
2 Eylül 1978, İstanbul. Fotoğraf: Ara Güler.
© Mehmet Güleryüz Arşivi

2 Eylül 1978, İstanbul. Fotoğraf: Ara Güler. © Mehmet Güleryüz Arşivi
2 Eylül 1978, İstanbul. Fotoğraf: Ara Güler.
© Mehmet Güleryüz Arşivi

2 Eylül 1978, İstanbul. Fotoğraf: Ara Güler. © Mehmet Güleryüz Arşivi
2 Eylül 1978, İstanbul. Fotoğraf: Ara Güler.
© Mehmet Güleryüz Arşivi

2 Eylül 1978, İstanbul. Fotoğraf: Ara Güler. © Mehmet Güleryüz Arşivi
2 Eylül 1978, İstanbul. Fotoğraf: Ara Güler.
© Mehmet Güleryüz Arşivi

2 Eylül 1978, İstanbul. Fotoğraf: Ara Güler. © Mehmet Güleryüz Arşivi
2 Eylül 1978, İstanbul. Fotoğraf: Ara Güler.
© Mehmet Güleryüz Arşivi

2 Eylül 1978, İstanbul. Fotoğraf: Ara Güler. © Mehmet Güleryüz Arşivi
2 Eylül 1978, İstanbul. Fotoğraf: Ara Güler.
© Mehmet Güleryüz Arşivi

1970’lerin Sonu Resimleri

&Ping Pong Masası ve Çıplak&, 1978, Tual üzerine yağlıboya, 78 x 100 cm

"Ping Pong Masası ve Çıplak", 1978.
Tual üzerine yağlıboya, 78 x 100 cm
Özel koleksiyon

&Sevgiden Nefret Doğar - Köpek Sevgisi&, 1978, Tual üzerine yağlıboya, 70 x 60 cm

"Sevgiden Nefret Doğar - Köpek Sevgisi", 1978.
Tual üzerine yağlıboya, 70 x 60 cm
Özel koleksiyon

&Kendimi Koruyorum&, 1978, Tual üzerine yağlıboya, 110 x 90 cm

"Kendimi Koruyorum", 1978.
Tual üzerine yağlıboya, 110 x 90 cm
Özel koleksiyon

&Korku&, 1979, Tual üzerine yağlıboya, 134 x 90 cm

"Korku", 1979.
Tual üzerine yağlıboya, 134 x 90 cm
Özel koleksiyon

&Fil&, 1979, Tual üzerine yağlıboya, 89 x 116 cm

"Fil", 1979.
Tual üzerine yağlıboya, 89 x 116 cm
Özel koleksiyon

&Travesti&, 1979, Tual üzerine yağlıboya, 103.5 x 110 cm

"Travesti", 1979.
Tual üzerine yağlıboya, 103.5 x 110 cm
Özel koleksiyon