Üç yıl önce Galerie Thérèse Roussel bizi Mehmet’in büyüleyici sanatıyla tanıştırmıştı; o dönemde bu Türk sanatçıya duyduğumuz hayranlığı dile getirmiştik—hem ressam ve grafik sanatçısı olarak biçimsel yetkinliği, hem de özellikle, oldukça “rahatsız edici” bir konuya getirdiği güçlü ve keskin duyarlılığı nedeniyle: şişkin nü’ler, tuhaf salonlar, çöpçatanlık ve lekeli bir şehvetle örülü karanlık bir küçük dünya… Tüm bunlar, ülkesine özgü sosyo-folklorik bir gerçekliği açıkça yansıtmakla birlikte onu sonsuzca aşar; tıpkı Marc Chagall’ın Vitebsk’li kemancılarının, David Alfaro Siqueiros’un Meksikalı işçilerinin ya da Antoni Tàpies’in altın parıltıları, kan kırmızısı ve siyah çatlaklarla dolu Katalan maddeselliğinin evrensel kalması gibi...
Mehmet aynı mekâna geri dönüyor ve sergilenen yağlıboyalar arasında yeni ve tekil bir temanın—maymunların—belirdiği görülüyor; zoolojiyle pek ilgisi olmayan bir biçimde tanımlanan bu tema, sanatçının üslubunda da daha keskin bir yönelişe işaret ediyor. Ancak bir kopuştan söz etmeksizin, görsel, düşünsel ve duygusal etki ile ikincil çağrışımların (kültürel referanslar, politik imalar) aynı yoğunlukta kaldığı dikkat çekiyor.
Böylece İstanbul’un düşlerle ve tatlılarla beslenmiş tombul yaşlı hanımları, şehvet düşkünü ihtiyarlar, koyu gözlü çocuklar ve bayat salon köpekleri sahneden çekiliyor; yerlerini babunlara bırakıyor: tek başına, çiftler hâlinde, gruplar içinde, çoğu zaman düşünceli, içgüdü ile düşünce, hayvan ile insan, sahicilik ile maske arasında asılı kalan o baş döndürücü durgunluk anında donmuş figürler… Ve daha incelikli bir düzlemde, olduğumuz varlık ile olabileceğimiz—toplumsal, sorumlu, bilinçli, mutlu—insan arasındaki gerilim.
Sonunda Mehmet’in babunlarına bakarken, onları mı izliyoruz yoksa onların mı bizi izlediğini ayırt etmek zorlaşır. Parlak biçimde parmaklıkların yokluğunda var olan bu açık dünya, “dikey hayvan”a ait tanıdık eşyaların kullanımı ve tuvalden tuvale geçerken yaşanan tuhaf dönüşümler, pek çok düşünce ve yorum yolunu açar.
Yine de bu, öncelikle felsefi ya da metafizik bir resim değildir: bir ressam resmidir. Sanatçının akıtmalarla oynama, boyayı incelterek tuvalin yüzeyine kadar indirme ve sınırlı ama zengin bir paletle (okra, kahverengi, yeşil, pembe) çalışma zevki açıkça hissedilir—kimi zaman mizah, şefkat ya da tersine keskin bir ironiyle yüklü olsa bile.
1971 sergisi için bir “gözlem sanatı”ndan söz etmiştik. Bu özellik, Mehmet’in kompozisyonlarını sadeleştirmesi, paletini daraltması ve karikatür ya da alegoriye yaklaşan bir biçime yönelmesiyle birlikte hâlâ sürüyor.
Resimlerin yanında, maymunların, insanların ve diğer hayvansı figürlerin başrolde olduğu, zalim, küstah, bazen de şefkatli akıcı çizimlerden oluşan bir grup da özellikle dikkat çekicidir.
Kaçırılmamalı.
Jean Thiery





